Sevgili Blog’uma Özür Niteliğinde…

Evet Sevgili Blog’um, senden ve seni ara ara yoklayan misafirlerinden özür dilerim.

Aslında seninle daha çok meşgul olmak, ne öğreniyorsam seninle paylaşmak için başlamıştım yazmaya. Fakat sonra inan çok yoğunlaştı hayat. Sıfır noktasında başladığımız işler kontrol edemediğim bir şekilde arttı. Hizmet verdiğimiz firmalar memnun kaldılar sanırım yaptığımız işlerden, bir pazarlama gayreti içerisinde olmasakta sürekli talepler geldi. Bir taraftan da şirketleşme, kurumsallaşma, ekip yönetme, müşteri ilişkileri, her adımda yeni hedefler, yeni yapısal değişiklikler belirleme gibi öğrenerek uygulamaya çalıştığım ayrı bir sürecin içinde buldum kendimi. Ve üzgünüm ki seni ihmal ettim.

Bunları yazmaya başlarken saat 00 :10… Aslında yine yetişmesi gereken bir işin ortasındayken, bir es verdim hayata. Uzun zamandır uğramadığım blog yorumlarıma bakayım dedim ve bazı misafirlerinin sorular sorduklarını gördüm. Ve inan pişmanım seni  öncelikli uğraşlarım arasından çıkardığım için.

Bu yazıyı benzer süreçleri yaşayacak arkadaşları da düşünerek yazma ihtiyacı hissettim. Belki birileri için yapılan yanlışlardan çıkarılacak dersler, kimileri için bir motivasyon kaynağı olur.

15 yılı doldurmaya pek zaman kalmadı meslekte. Bunun 8-9 senelik periyodu kendi bildiklerimi okumakla geçti. Bir şirkette çalışan olmayı beceremedim, mutlu olamadım bununla. Aldığım maaşı her türlü kazanırım zaten, ya da yarısını da kazansam kendi kurallarımı kendim belirlerim motivasyonu ile hiç bilmediğim bir okyanusa yüzme öğrenmeden, can yeleği bile almadan atladım. Eğitimler vererek başladım, bir taraftan öğrendim bir taraftan anlattım. Sonra baktım ki evet kendi başıma da para kazanabiliyorum ben. Bir şirket kurmanın zamanı gelmiş o zaman dedim ve okyanusa daldığım nokta tam da burası oldu. Yıl 2008-2009… Mobil uygulamalar daha yeni yeni konuşulur olmuş ve ben doğru zamanda doğru yerde olduğumu düşünüyorum. İlk başlarda işsiz kalmayalım kaygısıyla ne iş olsa aldım. Bilsemde aldım, bilmesem de… Kimisinin altından kalkabildim, kimisi ezdi geçti… Başaramadığım ve halen hatırladıkça üzüldüğüm güzel girişimlerde vardı içlerinde. Sonra daha seçici davranmaya başladım gelen projelerde. Ben seçtikçe daha güzel projeler ortaya çıkmaya başladığını farkettim. Birazda burnum dikleşti sanırım, almadım öyle her işi. Fakat yine de projelerin yönetimi anlamında bir problemin varlığı çok netti. Bazı işlerden iyi paralar kazanırken bazı işler planlandığı gibi gitmiyordu. 1 ay planladığın bir iş 3-5 ay geçmesine rağmen halen revizelerle meşgul ediyorsa seni, bir problemin varlığı çok net. O zamanlarda katıldığım bir eğitim dönüm noktası niteliğinde bir kavram kazandırdı bana. “Sülük Müşteri”… Tabi ki kulağa hoş gelmeyen, kaba bir tabir. İnsani ilişkilerde tabiki kimseye böyle bir yakıştırma yapmamız mümkün değil. Fakat iş hayatının gerçekleri ve kuralları farklı.

Evet bir müşteriyi ne yaparsanız yapın memnun edemiyorsanız, 1 verip 10 istiyorsa, sürekli talepler değişiyor ve sonlanmıyorsa ve işin sonunda da  kimse memnun olmuyorsa, radikal kararlar alıp o işten kurtulmak zorundasınız. Bir iş cezaya dönüşmüşse sizin için, kendinizi özgür bırakmanın bir yolunu bulmalısınız. Ve bende bunu yaptım. Her yıl karşılıklı memnuniyet sorunu yaşadığımız müşterilerle tatlı tatlı, sessiz sessiz ilişkileri askıya aldım, unutturdum kendimi, görünmez oldum. Bireysel müşterilerden iş almamaya başladım sonra. Bir kişinin son parasını yatırdığı, tek umudu haline dönüşmüş işlerden kaçtım olabildiğince.

Kendimi yeniden konumlandırdım mesleki anlamda. Aslında çok kıymetliydi olduğum nokta. Hem işin mutfağında, hem sunumundaydım. Çok güzel projelerde aktif rol alırken, mutfakta olup biteni anlattım eğitimlerde. Ki çoktur aktif kod yazmazken eğitim vermeye çalışan arkadaşlar. Fakat kitapta okuduğunuzdan farklıdır proje içerisinde olmak. Genelde eğitime ihtiyaç duyan herkes benzer noktalarda tıkanır ve siz o yollardan geçmediyseniz zordur başkalarına yol açmanız. Yapmadığınız işi anlatıyorsanız sesli kitaptan farksızdır benim gözümde eğitmenlik. Oraya buraya bir iki laf çaktıktan sonra kendi serüvenimden devam edeyim 🙂

Zaman geçtikçe, eğitimler verdikçe, her projede farklı bir tecrübe kazandıkça bir şapka daha takma ihtiyacı hissettim, aslında süreç oraya yönlendirdi. Artık projelere danışmanlık yapma talepleri geliyordu ve yine burnumu sokmaktan alamadım kendimi. Çok şükür ki güzeldi dönüşler, bir alan bir daha geliyordu 🙂 Ve ben kapıldığım bu akıntıda artık kendime Uygulama Geliştirir, Eğitim Verir ve Projelere Danışmanlık Yapar diyordum. Tabi bunu tek bir yetenekle yapmak zor. Sektöre .net+sqlserver ile girmiş, web/backend yeteneklerini koymuştum cebe. Sonra Objective-C ile iOS eklendi. Sonra iOS projelerinin Android taleplerini de karşılamak gerekti. Java ile de Android yazmaya başladım. Sonra hoooop Swift geldi. Ne biliyorsan unut dedi Apple sağolsun. Eğitim içerikleri değişti, artık Swift ile iOS Programlama verir oldum. Ama Swift durmaz yerinde, o kadar köklü değişiklikler oldu ki her versiyonda, bir yazdığım kodu bir daha yazamaz oldum. Ama enerji yüksek, gençliğimiz var, ne gelirse gözü kapalı daldım bir şekilde. Sonra Kotlin… Ve günün sonunda aldığı projenin database’ini modelleyen, api’sini yazan, iOS-Android projelerini Objective-C, Swift, Java, Kotlin arasından istenilenlerle geliştirebilen bir tecrübeye sahip oldum. Bunları tek bir sebeple anlatıyorum. Özellikle mobil programlama ile ilgiliyseniz kendinize hedef olarak koymanız gereken yetenekler min. bu şekilde olmalıdır. Onu yazarım ama şunu yapamam dediğiniz durumda piyasa sizi kenarda bekletir, oyuna dahil olmanın yolu da bir miktar fullstack olmaktır.

Çokta uzatmadan… Hiç sermayesiz, hiç destekle, pekte bişey bilmeden delicesine girdiğim bu okyanusta biraz su yutarak, çok az nefessiz kalarak bugünlere gelmek nasip oldu. Tabi ki yorgunluğunu çeken bilir. Fakat diyebileceğim şu ki yorulmadan, denemeden, kolay vazgeçerek ilerleme ve başarma şansınız kesinlikle yok. Başarmanın ve bir işe yaramanın unutturamayacağı yorgunlukta yok.

Ve dönelim bloğumuza. Konfor alanına hapsolmak kadar insana zarar verebilecek çok az şey var. Çok sancılı süreçler sonunda artık yolunda giden projelerle, güzel ilişkileri geliştirdiğimiz müşterilerle, risk taşımayan bir gelir döngüsüyle bir konfor alanına kavuşmuş bulunuyoruz. Ya bu gemi bir buz dağına çarpıncaya kadar tıngır mıngır gideriz. Ya da yeni girişimlere, yeni yollar denemeye, yeni yetenekler kazanmaya, katma değer üretmeye, paylaşmaya hiç durmadan devam etmeliyiz ve tabi ki seçimi bundan yana kullanıyoruz.

Ve şimdi iOS13 ve Xcode 11’i bahane ederek yeniden videolar hazırlama ve yazılar yazma, daha aktif paylaşımda bulunma kararı almış bulunmaktayım. Bu yazı da bu kapsamda bir başlangıç olsun diledim.

Buraya kadar okuduysanız ve bunu yorumlarınızla ulaştırırsanız inanılmaz mutlu olurum. Kendi serüveninizde benim tıkandığım noktaları daha kolay aşmanızı, her işinizin yolunda gitmesini, en güzelini başarmanızı canı gönülden dilerim. Sağlıcakla.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Bu yazıyı beğendiyseniz daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak için paylaşabilirsiniz.